|
Hepsi bekliyor, eh, tabii biz de... Bu işin şakası kalmadı: Dünya sisteminin ağır bir kriz dönemine girdiğini söyleyenler sadece iflah olmaz solcular değil artık. Emperyalist metropollerin sorumluları da nedense birdenbire pek bir açık yürekli olmaya başladılar.
Görünen köy kılavuz istemediği için olmalı. Amerikan ekonomisinin 1970'lerden bu yana en ağır krizini yaşamaya başlaması, eskiden olsa, "bizim gibi" ülkeleri çok fazla ilgilendirmezdi. Ama şimdi bizimkiler çok ilgilendiler. Gizleme hırslarına bakarak bunu söyleyebiliriz. Gerçi bu konuda kamuoyuna yönelik bir kampanya açılmış değil, ama TÜSiAD ve Sabancı'dan başlayarak sorumluların arka sayfalara sıkıştırılan açıklamaları da saklanamaz oldu. I. Sistem ağır bir çöküntü yaşayacaksa eğer, Türkiye enkazın altında kalmaz mı? Şimdilik bu soruya değil, şu soruya yanıt aramayı tercih ediyoruz: Türkiye'nin bugünkü sınırlarını koruması gerekiyor mu? Türkiye'nin devrimcileri, solcuları için, "Evet!" Peki, ya dünya sisteminin mantığı buna izin verir mi? Hayır, işte o, mümkün değil. Demek, bir cepheleşme olacak. Dünya sisteminin, bu Türkiye'ye tahammül etmesi ve onunla birlikte yürümesi mümkün değil. Elbette dünyanın başka yerlerindeki dönüşümlerle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor, ancak, neoliberal "parçacıklar siyaseti", yakın bir gelecekte Türkiye'nin de kaderi olacak. Bu yoldaki gidişin, yani sistemin iç mantığının ne kadar kararlı olduğunu, isteyen geçen hafta sonunda "Ergenekon" gözaltı ve tutuklamalarından da çıkarabilir. Devletin ikiye bölünmüş olduğu ve hesaplaşmanın nihai iç savaş koşullarında yapılacağı, bu sürtüşmelerden hareketle daha rahat anlaşılıyor. Bir bilinmeze değil, sanki bir hedefe itiliyoruz. Türkiye'nin orta yerinden bir iç sınır geçtiği ("Bakü-Ceyhan boru hattı") soL'da açıkça yazıldı. Ayrıca bu sınırın sağında ve solunda iki etnik temelde devlet arayışı olduğu ve uluslararası gelişmelerin bunu kaçınılmaz kıldığı da. Bugün şu eklenebilir: Eğer ABD, bu bölgeden kaçamayacaksa ve Arap dünyası içinde tutunması yakın bir gelecekte olanaksızlaşacaksa, o zaman varlığını Kürtlük üzerinden devam ettirecektir. İkinci İsrail dediğimiz Barzanistan'ın bir uzantısı, bugünkü Türkiye sınırları içine kadar çekilebilir. Diyarbakır'ın dev bir Amerikan üssüne karşı çıkacağını sanan varsa yanılıyor. Demek Türkiye içinde ABD himayesinde bir devlet benzeri yapılanma çekmecelerde bekliyor. Türkiye "çok büyük" çünkü. Açıkça böyle diyen bir AB'nin, İstanbul ve onun "Hinterland"ını (Karadeniz, Ege ve Akdeniz) gözüne kestirdiği anlaşılıyor. AB, bu yeni ve daha küçük, dolayısıyla daha sinirli faşist çizgileri belirgin bir Türk devletinin aşırılıklarını kırparak yaşatmaya çalışacaktır. Bu plan, çeyrek yüzyıl içinde sahne alabilir. ABD ve AB, bugünkü Türkiye'yi bu iç sınır etrafında, böyle de paylaşabilir. Her ne olursa olsun, Türkiye'nin suyu ısınmıştır. Bunu engelleyecek tek bir konvansiyonel güç bulunmuyor. Sadece sosyalist yönelişli bir hükümet ve onun ülkeye taşıyacağı yaşama-büyüme hızı, bu şeytan üçgenini parçalama olanağı sağlayabilir. Çünkü, yerleşik dünya sisteminin de bekleyecek hali ve zamanı kalmadı. Türkiye'nin suyunun ısınması, kapitalizmin çağdaş gereksinimlerinden doğuyor. Bu kapitalizmin, ağır bir krize girdiğini de görmeyen kalmadı. II -Örnek çok. Malum, Karl Marx, finans piyasaları üzerinde de çalışmıştı. "Das Kapital"in en az okunan bölümlerinde, özellikle üçüncü cilt, bu konuda ayrıntılı bilgiler bulunuyor. Marksist oldugu kuşkusuz, ama devrimci konumu yine de tartışmalı, gerçekten değerli ve Türkçedeki iktisat yazınına mutlaka sosyalistler tarafından kazandırılması gereken Prof. Dr. Elmar Altvater, gerçi emekliye ayrıldı, ama küçük sol dergilerdeki analizlerini sürdürüyor.  Berlinli bu çalışkan iktisatçının 12 bin satışlı küçük bir haftalık sol derginin geçen sayısında (Elmar Altvater, "Nicht tot zu kriegen", Freitag, Nr. 12, 20.3.2008, http://www.freritag.de/) söylediği, Marx'ın para üzerine çalışmalarından ele alarak ve mealen, şu: Sağlam olsun veya olmasın, her alacak, yeni bir değerli kağıda temel oluyor. Bu da, bir alacak unsuru olarak, kendini, yeni kağıtlar halinde büyüterek sürdürüyor. Sürekli yeni "garantili" kağıtlar, dolayısıyla para yaratılıyor. Bu kağıtların reel ekonomiyle bağları koparılmış gibidir. Bu piramit yıkılırsa eğer, tam o noktada, bu finansal sermayenin gerçek, yani kurgusal karakteri ortaya çıkıyor. Demek ki, öncesinde her şeyi saklamak mümkün. Bu nedenle finans piyasası uzmanlarının dünya piyasalarındaki çöküşü görmek istememesi doğal, çökme noktasına kadar bu körlük devam ediyor. O noktadayız. Prof. Dr. Altvater, her zamanki gibi, başka şeyler de söylüyor, ama temelde, bir çöküşe gittiğimizi belirtiyor. Benzer vurguları, US-Conference Board'un düzenlediği ve yeni açıklanan tüketici beklentileri endeksindeki büyük gerilemeden de çıkarabiliyoruz. Nitekim yorulmak bilmez Rainer Rupp, dünkü "Junge Welt" gazetesinde ufkun ABD ekonomisi için fazlasıyla karanlık olduğunu yazdı: Merrill Lynch'in Başekonomisti David Rosenberg, o rakamlara dayanarak "1970'lerden bu yana en sert ekonomik gerileme"ye karşı uyarmış. Tabii, alınan önlemlerin yetersiz olduğunu da sözlerine eklemiş. Bırakın Amerikan gazetelerini, "Handelsblatt" gibi hep dikkatli bir Alman ekonomi gazetesi bile ABD'nin resesyondan kaçamadığını birkaç gün önce ilk sayfadan kabul ve ilan etti. İyi. III. Soru şu: ABD ile AB, Türkiye'nin küçültülmesine kesin gözüyle bakıyorsa eğer ve küresel kriz, Elmar Altvater'in vurguladığı gibi, artık en yoksul ve orta gelişmişlikteki kapitalist ülkelerle sınırlı kalmayıp emperyalist metropolleri de vurmaya baslamışsa, Türkiye'nin varlığını koruması nasıl mümkün olacak? Türkiye ya büyür, ki bu ancak sosyalist bir hükümetle mümkün olur. Ya da en az iki etnik temelli faşist devlet halinde obez birer Hırvatistan veya Slovenya olarak devam eder. Yani küçülür. Bu obez biçimsizliklerin denetimi ise AB ile ABD arasında paylaşılır. Oraya doğru gidiyoruz. Yeni solumuz bir iktidar alternatifi oluşturmazsa, bu görevi ciddiye almazsa, böyle bir sonuç da kaçınılmazdır. Kriz kaçınılmaz çünkü. Türkiye'nin bu krizden nasibi, küçülmek veya büyümek doğrultusunda olabilir. Böyle aynen kalmak, artık tarihtir. Büyümek, ancak sosyalist bir çıkışla mümkün olacaktır ve bu, başka şeylerin yanı sıra, Türkçenin dünya devriminin en etkili bir dili konumuna yükselmesini de beraberinde getirecektir.
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne