|
'Çözüm söylemi' etkisizleşiyor Kıbrıs sorununu çözmeye girişen çok sayıda lider eskimiş durumda. Birçok noktadan kilitlenmiş soruna AB'nin de müdahil olmasıyla, Türkiye bir de bu kanaldan baskı altında tutuluyor. Hristfoyas'ın ardından oluşan olumlu hava yavaş yavaş dağılıyor. Bir yılan hikayesi gibidir Kıbrıs'taki sorun. Görüşmelerle bir noktaya kadar gelinir, bir yerde tıkanma olur, sonrasında ise sorunun ilk günkü canlılığını koruduğu anlaşılır. Temel bir anlaşmazlık konusu vardır ki hem sorunun ortaya çıkışında hem de gerçekçi bir çözümün sağlanamamasında başat rol oynamıştır. Meselenin özünü Rumların, Türklerle siyasal eşitliği kabul etmemesi oluşturur. Kıbrıs için hazırlanan ilk plan, ardından Kıbrıs Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan anlaşmalar ve kurulan bu devletin anayasasında Türkler "ortak" olarak anılıyordu. Kıbrıs sorunu denildiğinde anlaşılan "bölünmüşlük" de, Rumların, Türkleri Kıbrıs devletinde "eşit ortak" olarak görmemesi ve statükoyu yıkmak için katliamlara girişmesinin bir sonucuydu. Rumlar Türklerle siyasal eşitliği içlerine sindiremediği için Galli fikirler dizisi, Glion, Cenevre, Trautbeck, New York, Bürgenstock görüşmeleri ve Annan Planı müzakereleri ardı ardına geldi. Zaman geçti, liderler değişti, BM pek çok genel sekreter eskitti, planlar kaleme alındı ama anlaşmazlığın temelinde yer alan Rum kanaatinde bir değişiklik yaratılamadı. Ortaya konulan çözüm modellerinde Rum tezindeki "azınlık" statüsüne itibar edilmedi ve Türkler ¬kalıcılığı tartışılır olsa da- "ortak" olarak algılandı; sonuç olarak çözüm gerçekleşemedi. Sorun gibi çözüm girişimleri ve görüşmeler de baki kaldı. BÖLÜNMÜŞLÜK KESİNLEŞİYOR Her zaman Kıbrıs'taki hükümet ya da devlet başkanı değişimlerinin anlamı "yeniden müzakere", BM Genel Sekreteri'nin değişimi "yeni bir plan", bölgesel gelişmelerin anlamı da "işte fırsat" olmuştur. Nitekim 2004 Annan Planı, Rum Yönetimi'nin AB üyeliğine kabul edilmesi nedeniyle şimdikinden bir önceki son "fırsat" idi. Rum Yönetimi'nde Dimitris Hristofyas'ın cumhurbaşkanlığına seçilmesiyle de Şubat 2008'den bu yana "yeniden müzakere" dönemi başlamış oldu. Sürecin fitilini yakan da, Hristofyas'ı iktidara taşıyan da Kosova'nın bağımsızlık ilanının, Suriye-KKTC arasında başlayan feribot seferlerinin, KKTC'nin üçüncü ülkelerle geliştirdiği ticari, kültürel ilişkilerin Rum tarafında yarattığı "bölünmüşlük kesinleşecek" endişesiydi. Rum tarafında pişirilen endişe, Türk tarafına "fırsat" olarak servis edildi. Böylece bilindik hikaye 2008'in tamamını kapsamak üzere bir kez daha başlatılmış oldu. 28 Şubat'ta başkanlık görevini devralan Hristofyas, yemin töreni ardından "Kıbrıslı Türklerin haklarının Kıbrıslı Rumların, Maronitlerin ve Latinlerin hakları aleyhine olacak şekilde tesis edilmesinin mümkün olmadığı" açıklaması ile "siyasal eşitlik" kriterini kabule yanaşmayacağını açıklamıştı. 21 Mart'ta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya gelen Hristofyas, mahiyeti Papadopulos döneminden kalma 8 Temmuz Mutabakatına benzer bir uzlaşı formülünde mutabık kaldı. 3 Nisan'da uzlaşının göstergesi olmak üzere Lokmacı Barikatı açıldı ve ardından Teknik Komiteler ve Çalışma Grupları da toplantılarına başladı. Bu arada Türk askeri çekilmeden çözüm görüşmelerinin mümkün olmayacağı söylemine Türkiye'nin garantörlüğüne gerek kalmadığı sözleri de eklendi. İzleyen döneme Hristofyas'ın yakınmaları hakimdi. 21 Mart'ta kararlaştırılan üç aylık süre henüz dolmamışken KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile 23 Mayıs'ta ikinci kez bir araya geldiğinde Hristofyas çoktan "masadan kaçmak üzere" olduğuna yönelik bir psikolojik ortam yaratmıştı. Öyle ki, görüşme öncesindeki gerginlik nedeniyle 23 Mayıs toplantısından "görüşmelerin devam edeceği mesajlı" çıkacak herhangi bir karar dahi "başarı" olarak görülebilecekti. Nitekim öyle oldu, hatta fazlası oldu.  GEÇMİŞİ OLMAYAN DEVLET 23 Mayıs toplantısının sonucu BM'nin resmi açıklamasına liderlerin "Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında belirtildiği şekliyle siyasi eşitliği olan iki kesimli, iki toplumlu bir federasyona bağlılıklarını yeniden teyit ettikleri; bu ortaklığın tek uluslararası temsiliyete/kimliğe sahip bir federasyon hükümeti ve eşit statüye sahip bir Kıbrıs Türk ve bir Kıbrıs Rum kurucu devleti olacağı konusunda mutabakata vardıkları" şeklinde yansıdı. Görüşme sonrasında "Kıbrıs'ın uluslararası kimliğinin Kıbrıs Cumhuriyeti mi olacağı yoksa bakire doğumun mu gerçekleşeceği" sorusunu 'Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti olacağı ortak tutumuna sahibiz' sözleriyle cevaplayan Hristofyas, müstakbel federasyonun adını da ilan etmiş oldu. Varılan anlaşmanın "iki kesimli, iki toplumlu federasyon" kısmı Hristofyas'ın başkanlık koltuğuna otururken de kabul etmiş olduğu ilkeler olması nedeniyle Rum lider için yeni değil. Nitekim kullanılan ifade de "yeniden teyit edilmesi" şeklinde. Hristofyas için yeni olan ve Talat'ın başarısı olarak görülen kısım ise varılan mutabakatın "Partenojenez devlet" yani "geçmişi olmayan bakir devlet" fikrini içermesiydi. Aslında Kıbrıs'taki çözüm girişimleri açısından bunun yeni bir aşama olmadığı, aynı kavramın Annan Planı'nda "bakire doğum" olarak yer aldığı hatırlandığında anlaşılacaktır. Yani 2004'teki referandumda Kıbrıs Rum kesiminin yüzde 75'inin ve reddettiği Annan Planı... Hristofyas'ın ve partisi AKEL'in kabul edilemez bulduğu Annan Planı...  YÜRÜRLÜKTEKİ PLAN Öncelikle belirtmek gerekir ki, alınan kararlar yeni olmadığı gibi varılacak nokta da ilan edildiği gibi değil. "Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti"nin "tek uluslararası kimliğe" sahip olması, aslında en açık ifadeyle egemenliğin merkezi hükümette toplanacağı anlamına geliyor. Henüz içeriği doldurulmamış olsa da gelecek açısından Türklere kendi bölgelerinde bir takım yetkilerin tanındığı Rum üniter devletinden başka bir şey de ifade etmiyor. Uluslararası camiada ancak merkezi hükümet üzerinden temsil edilebilecek Kurucu Türk Devleti'nin, pratikte Rum Devleti'nden geride kalması ve haliyle "siyasal eşitlik" ilkesinin yürümeyecek olması da cabası. Bunlar bir tarafa, "Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında" KKTC'nin ilânının yasadışı, varlığının da yok hükmünde kabul edildiğini hatırlamak gerekir. AB de bu sebeple GKRY'nin tam üyelik başvurusunu "1960 Kıbrıs Cumhuriyeti" adına yapılmış olarak değerlendirmiş ve "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni bütün olarak AB üyeliğine kabul etmişti. Yani AB müktesebatına göre KKTC toprakları da, vatandaşları da sahte "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin parçasıdır. İşte bu noktada "partenojenez devlet" fikri de, AB açısından, Kıbrıs'ı birleştirmek için önce bölme yoluna gidilmesi anlamına geleceğinden bir sonuç doğurması mümkün görülmeyen ölü maddelerden olacaktır. Annan Planı tartışmalarından hatırlayacağımız üzere AB, kendi müktesebatına uymayan derogasyonların kalıcılığını kabul etmiyordu. Şimdi de çözümün "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin devamı şeklinde olması konusundaki bir baskı şaşırtıcı olmayacaktır. Anlaşılacağı üzere çözüm konusunda Türk tarafı, sorunun başlangıcından bu yana can güvenliklerini garantiye almak ve kendi devletlerini kurmak haricinde hala bir kazanım elde edememiştir. Mevcut koşullarda hakim kılınmak istenen anlayış ise "Güney'deki şahinler" nedeniyle Hristofyas'ın hareket kabiliyetinin kısıtlandığı ve "iç kamuoyu"nun hazırlanmasına dek sabır gösterilmesi gerektiği şeklinde. Halbuki, çözüm mimarı olarak lanse edilen Hristofyas, "bölünmüşlüğün kesinleşmesini" önlemek konusundaki seçim öncesi sözünü başkanlığının ilk üç ayında gerçekleştirmiş, bundan sonrasında ise müzakerelerin ucunu açık tutma hedefine yönelmiş ve taviz vermemiş olmakla zaten toplumunun beklentisini karşılamış durumda. Şimdi AB üyesi, tanınmış bir devletin vatandaşlarını, "bakir doğum" gerçekleştirmek üzere Kıbrıslı Türklerin "sahte" devleti ile "siyasi eşitlik" temelinde egemenlik paylaşımına gitme konusunda ikna etme çabası göstermesini beklemek hayalcilikten başka bir şey olamaz. O halde bugün Kıbrıs Engereği (Gufi) boyutlarını aşan hikayenin devam etmekte olduğunu söylemekten başka çare yok. 2004'te halkı "hayır"a yönlendirirken, "hak etmedikleri halde" Kıbrıs Rumları ile birlikte AB üyesi olmalarının karşılığında Kıbrıs Türklerinin daha fazla taviz vermeleri gerektiği söylemini kullananlar da planlarını işletmek üzere başrolde. Gözde KILIÇ YAŞIN -TUSAM- BALKAN ARAŞTIRMALARI MASASI  http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=1308&sayfa=0
|
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne