ULUS-ÖTESİ ŞİRKETLER, AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE
Salı, 17 Haziran 2008 12:24
Prof. Dr. Cihan Dura

1. Giriş

Bu çalışma[1], dünya ekonomisinin yeni aktörleri olarak ulus-ötesi şirket (UÖŞ) şebekelerini (network) ele almakta ve Avrupa Birliği’nin (AB) bu konudaki yerini belirlemektedir. Çalışmanın amacı, Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerinin uyaracağı UÖŞ yatırımlarının geleceğin Türkiyesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Günümüzde Tilly, Evans, Rueschemeyer ve Skocpol gibi araştırmacılar dünya ekonomisinin etüdü için ulus-devletlerin analiz birimi olarak kullanılmasını uygun bulmakla beraber, bazı araştırmacılar (örneğin Kindleberger, Sklair, Robinson, Haris, McMichael) ulus-devletlerin UÖŞ’ler karşısında gittikçe etkisizleşme eğilimi gösterdiği tezini ileri sürmüşlerdir. Bu son yazarlara göre, UÖŞ’ler dünyada gittikçe artan miktarda sermayeyi kontrol altına aldıklarından dolayı, içinde bulundukları ulus-devlet sisteminden ayrı olarak küresel ekonominin önemli aktörleri konumuna yükselmişlerdir. Söz konusu şirketlerin faaliyetleri, yine gittikçe artan bir hızla ulus-devletlerin kontrolünün ve hukuki düzenlemelerinin dışına çıkmaktadır. Özetle UÖŞ’ler, faaliyetleriyle ulusal sınırları zorlayarak küresel ekonomide nispeten yeni ve etkili bir boyut kazanmış ve kazanmaya da devam etmektedir.

Gerçekten dünya ekonomisinde UÖŞ’lerin faaliyet alanı hızla genişlemektedir. Bu büyük değişim araştırmacıların da dikkatini çekmiş ve söz konusu olguyla ilgili önemli çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmalardan bazı genel nitelikte olanlardan -konumuzla ilgisi ölçüsünde- söz etmemizde yarar bulunmaktadır.

Örneğin Saskia Sassen bir yapıtında üretimin küresel dağılımını incelemiştir. Bu çalışmaya göre, büyüyen şirketler üretim kararlarında daha düşük ücret uygulama, hammaddeye ve piyasaya daha yakın olma ve işgücünü yayma eğilimi göstermektedir.  Ayrıca, üretimin küresel dağılımının bir sonucu olarak yeni bir olgu ortaya çıkmıştır: Merkez- şube bağlantıları. Bu olgu da ekonomik gücün yeni boyutunun temelini oluşturmuştur. Bergesen ve Sonnett ise bir makalelerinde Fortune Global 500 kapsamındaki şirketlerin coğrafi dağılımını incelemişlerdir. Çalışmada ayrıca UÖŞ’lerin yarattığı küresel şebekeler (network) etüt edilmiş ve bu tür şirketlerin esas itibariyle ABD, Avrupa ve Japonya arasında dağıldığı sonucuna varılmıştır.  Christopher Ross ise 1994 tarihli çalışmasında şehir sistemlerini ABD örneğinde incelemiştir. Ross ABD’deki şehir sistemi hiyerarşisini açıklamak için, büyük metropol bölgelerde şirket merkezleri ve onların şubelerinin yerleşimlerini tanımlayarak örgütsel bir matriks oluşturmuştur. Ulaştığı başlıca sonuç şudur: şehir sistemleri piramidimsi yapıdadır.  Piramidin zirvesinde, New York ve Chicago gibi birkaç egemen şehir yer almaktadır. Buna karşın, piramidin aşağı taraflarına doğru şehir sayısı artmaktadır. Ross bu yapıtıyla söz konusu örgütsel şebekeler hakkında yeni bir bakış açısı geliştirmiş, güç ilişkilerini “şirketin merkez ve şube yerleşim alanları” anlamında incelenebilir hale getirmiştir.

Bu makale dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde UÖŞ’ler bir kavram olarak ve önemleri açısından ele alınacaktır. Sonraki bölümde, UÖŞ şebekelerinin kaydettiği gelişmelere yönelik istatistiksel bir analiz sunulacaktır. İzleyen iki bölümde ise, teorik açıdan bölgesel bütünleşmenin Avrupa Birliği’nde UÖŞ yatırımları üzerindeki etkileri irdelenecek ve bu şirketler ile yatırımlarının geleceğin Türkiyesi üzerindeki etkileri değerlendirilecektir. Sonuç kısmında ise ulaşılan başlıca yargı ve önerilere yer verilecektir.

2. Ulus-Ötesi Şirketler

UÖŞ’lerin geleceğin Türkiye’si üzerindeki etkilerini tahmin edebilmek için, bu şirketleri kavram olarak ve başlıca özellikleri itibariyle bilmemiz, bunların “dünya toplumu” ideolojisini vurgulamamız , ayrıca küresel ekonomideki yeri hakkında fikir sahibi olmamız gerekir.

2a. Ulus Ötesi Şirket Kavramı

Dolaysız yabancı sermaye yatırımı yapan şirketlere kısaca “çokuluslu şirketler” adı verilir. Ancak çokuluslu şirket terimi, işletmenin mülkiyetinin birden fazla ülkeye ait olduğu anlamını verdiği için bazı yazarlarca kullanılmamakta ve fakat şirketlerce kaynakların uluslararası alanda kullanımını yansıttığı için “uluslararası şirket” terimi tercih edilmektedirler. Öte yandan, Dunning, Caves ve Vernon gibi araştırmacılar “şirket” (company) terimi yerine “business, corporation, enterprises” gibi terimleri kullanmaktadır. Bunun sebebi Ferit Kula’nın belirttiği gibi “şirket teriminin, uluslararası alanda faaliyet gösteren, en az iki ülkede yerleşmiş ve en üst düzeyde koordinasyon içeren bu faaliyeti tanımlamadaki yetersizliği”dir (Kula, 2006: 29-30).

Bu düşünce tarzı da,  bazı iktisatçıları “çokuluslu girişim” terimini kullanmaya sevk etmiştir.Bu makalede tercih edilen terim ise “ulus-ötesi şirket”tir  (UÖŞ). Bu terimin basit bir tanımı şöyle yapılabilir: ulus-ötesi şirket, bir ana merkezle, bu merkeze bağlı olarak değişik ülkelerde faaliyet gösteren şubelerden oluşan bir ekonomik bütündür. Dunning ise şu tanımı veriyor: Bir “ulus-ötesi girişim” ya da çok uluslu girişim, doğrudan yabancı sermaye yatırımı yapan, birden fazla ülkede katma değer faaliyetlerinde bulunan ve bu faaliyetleri kontrol eden girişimdir.

UÖŞ’ler, Batı’da Sanayi Devrimi’nin ardından, 19. yüzyılın sonlarında, uluslararası faaliyet gösteren güçlü sanayi şirketleri olarak ortaya çıktı. Singer, Standart Oil, General Electric, Kodak AEG, Siemens, Bergmann, Shell, Unilever, Philips, Bayer gibi şirketler Batı’nın ilk UÖŞ’leri oldu. Bu şirketler neden ulusal sınırların ötesine taştı? Çünkü kendi ulusal pazarları, yapabilecekleri satışlar karşısında yetersiz hale gelmişti.

Uluslararası şirketler yalnız mal ihracatı yapmıyorlardı, aynı zamanda sermaye de ihraç ediyorlardı. Sermaye yatırımları zamanla büyük yoğunluk kazandı. Daha sonra mali sermaye yatırımları da artmaya başladı. 1920’lerden itibaren, tekelleşme hızlandı. Küresel şirketler, kendi ülkelerine aktardıkları karların itici gücüyle, rakipleri üzerinde üstünlük kurdular. Birleşme ve satın almalarla, dev boyutlu dünya şirketleri haline geldiler. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen uluslararası serbest ticaret antlaşmaları, dünya pazarlarını gümrük birlikleri temelinde büyüttü ve uluslararası şirketlerin büyümesine elverişli bir küresel ticaret ortamı yarattı. Uluslararası şirketler, denetimsiz dünya ortamının sağladığı olanaklar sayesinde hızla büyüdüler ve güçlendiler. Yüzyılın başından beri görülen tekelleşme girişimleri, olağanüstü bir boyut kazandı ve gittikçe yoğunlaştı. Önde gelen şirketler arasında günümüzde neredeyse her hafta  yeni bir birleşme gerçekleşiyor. UÖŞ’ler 1997’de birleşme ve satın almalar için 1,6 trilyondan fazla harcama yaptılar. Dev şirketlerin birleşmesi kaçınılmaz olarak binlerce çalışanın işsiz kalmasına ve çok sayıda fabrikanın kapanmasına yol açıyor. Ayrıca şirketlerin sayıca azalmasının sonucu olarak rekabet ortadan kalktığından, ekonomilerde tekelleşme eğilimi güçleniyor (Ellwood, 2003:52-56). Neticede, dünya ekonomisi belirli sayıdaki güçlü UÖŞ’lerin kontrolü altına geçmiş bulunuyor. Yalnız sınaî üretim ve ileri teknoloji alanları değil, mal ve hizmet ticareti de birkaç şirketin tekeline geçmiştir.

1999 yılı itibariyle dünyada en büyük 200 şirketin satışlarının yarıdan fazlası dört sektörde yoğunlaşmış bulunmaktadır:

-Finansal hizmetler (%14.5)

-Motorlu araçlar ve aksamı (%12.7)

-Sigorta (%12.4)

-Perakende ve toptan ticaret (%11.3)

Küresel tekeller ulusal pazarların kontrolünü ele geçirerek, küçük işletmeleri yok etmekte ya da onları küresel bir dağıtımcının ağına dahil etmektedir. Uluslararası şirketler hammadde, işgücü, enerji gibi ucuz girdilere ve yerel kredi kaynaklarına kolayca ve en az maliyetle ulaşmayı hedefler. Bunun için, en uygun ülkelerde üretim üsleri oluştururlar. UÖŞ’lerin stratejik hedefi şudur: “Az sermaye ile çok yatırım.” Bu nedenle UÖŞ’ler, dış yatırımlar için gereksinim duydukları sermayenin büyük bir bölümünü yatırım yaptıkları ülkenin kaynaklarından sağlama eğilimindedir.  

2b. Ulus Ötesi Şirketlerin Özellikleri

UÖŞ’lerin başlıca özelliklerini hatırlatmakta yarar bulunmaktadır (ki, bu özellikler aynı zamanda ev sahibi ülke açısından birer sakınca mahiyetinde olabilir).   

i. UÖŞ’lerin özellikleri genel olarak aşağıdaki gibidir (Dura, 2005: 254-259; Anderson ve Cavanagh, 2000):

•UÖŞ’ler son derece farklı yapılanmalara, ulusal yasalardan sıyrılma yeteneğine, büyük siyasi ve mali güce sahiptirler. Yasal olsun veya olmasın her türlü kazancın meşru sayılmasını isterler. Sahip oldukları devasa finans ve üretim gücü sayesinde ulusal ekonomilere, özellikle de gelişmekte olan ülkelere her türlü ekonomik ve siyasi müdahalede bulunabilirler. Ulusal ekonomileri kendi çıkarları doğrultusunda etkileyip yeniden yapılandırırlar. Nitekim Eylül 2000 tarihli Business Week dergisinde yer alan bir ankete göre, ankete katılanların yaklaşık %80’i; UÖŞ’lerin Washington’da hükümet politikaları, politikacılar ve karar alıcılar üzerinde büyük etkiye sahip olduğunu düşünüyordu. En büyük 200 şirketten 82 Amerikan şirketi, 2000 yılındaki seçim kampanyasına 33 milyon Dolar katkıda bulunmuştur. UÖŞ’ler politikayı lobicilik yoluyla etkilemek amacıyla her yıl büyük paralar harcamaktadır.

•Çoğu UÖŞ belirli bir ulusal temele sıkıca bağlıdır. Yerel yönetimlerden vergi muafiyeti, hibe ya da benzeri ayrıcalıklar istediklerinde ulusal bayrağa sarılmakta geri kalmazlar. Ancak sadakat konusunda sorunlar yaşarlar; başka yerde kâr fırsatı çıktığında derhal kamp değiştirirler. UÖŞ’lerin nispeten serbest olmaları, faaliyetlerini maliyetlerin en düşük olduğu yere taşımaları anlamına gelir. Bu süreçte hükümetleri de birbirlerine karşı kullanırlar. Sahip oldukları politik güç; istihdam ve döviz artışı isteyen hükümetlerden daha fazla ödün elde etmekte işlerine yarar (Ellwood, 2003: 58).  

•UÖŞ’ler yabancı bir ülkeye iki şekilde yatırım yaparlar. Ya yeni bir şirket kurar ya da var olan bir şirketi satın alırlar. Her iki durumda da, özellikle de “yeni şirket kurma” durumunda, kendisine yerli ortak bulur. Kurulan ortaklıkta, hisse oranları ne olursa olsun, yönetim yabancı şirketin kontrolündedir.

•UÖŞ’lerin yerli özel firmalarla ortaklık kurmaktaki amacı, “yabancı sermaye” olma durumunun dezavantajlarını gidermektir.

•UÖŞ’ler ihracata-yönelik yatırımlar yoluyla, ev sahibi ülkelerin dış ticaretini denetimleri altına alırlar.  

•UÖŞ’ler mali açıdan kolay denetlenemezler, çalışma koşullarını da kendileri belirlemek isterler.

•UÖŞ’ler; boyutlarının büyüklüğünü ve ekonomik güçlerini kullanarak toplumsal sorunlar ve devletin işlevi konularındaki tartışmaları kendi çıkarlarına uygun biçimde yapılandırmaya çalışırlar. Bu amaçla etkin bir propaganda mekanizması oluşturmuşlardır. Halkla ilişkiler, medya yönlendirme çalışmaları ve nüfuzlu dostlar sayesinde neoliberal ekonomi perspektifini, çoğu ülkenin yönetiminde “sağduyu” haline getirmişlerdir (Ellwood, 2003:59).

•Uluslararası şirketlerin “birleşmeler ve satın almalar” şeklindeki sınır-ötesi doğrudan yatırımları; 1997’de toplam doğrudan yatırımların yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyordu. Ancak bunların hemen hiçbiri yeni üretken faaliyetlere yönelik değildi. Birleşmeyi takip eden küçülmelerden dolayı istihdam kaybı, kârların denizaşırı merkezlere transferi sebebiyle net döviz kaybı sözkonusu olabiliyor. Bu şirketler yerel pazarlar için üretim yaptığından dolayı, ithalatı ikameyle ilgilenmeyip yerli üreticileri piyasadan kovdukları için, ciddi ödemeler dengesi sorununa yol açabiliyorlar (Ellwood, 2003: 57).

•UÖŞ’ler, ulus-devlete karşıdır. Bilindiği gibi “Yeni Dünya Düzeni,” İkinci Dünya Savaşı öncesindeki düzene son vermiştir. Yeni düzen, devletçi iktisat politikası uygulamalarını ve ülkelerin ulusal bağımsızlığını ortadan kaldırmayı hedefler. Ekonomik, politik ve askeri yapılanmalar ile bu yapılanmaları düzenleyen uluslararası antlaşmaların tümü, küreselleşmenin ve dolayısıyla UÖŞ’lerin ulus-devlete karşı olan tutumu üzerine inşa edilmiştir.

UÖŞ’lerin ulus-devlet karşıtı tutumu “küreselleşme teorisi” içinde temellenir. Buna göre UÖŞ’ler; “yeni ekonomi” çerçevesinde yapacakları “zenginleşme ve iktidar dürtüsü”nden kaynaklanan müdahalelere karşı direnişi, ancak ulus-devletten görecektir. Öyleyse önce ulus-devlet etkisizleştirilmelidir. Bunu sağlamak için de düşündükleri çare bellidir: Devletleri “ulusallık” niteliklerinden soyutlayarak, küreselleşme süreciyle uyumlu bir kalıba sokmak! Bu amaçla ulus-devletler, ulusüstüleştirme, bölgeselleştirme ve yerelleştirme olmak üzere üç farklı taraftan baskı altına alınarak yeniden biçimlendirilmektedir (Dura, 2007).

ii. J.R. Markusen ise “çokuluslu girişimler”in özelliklerini şöyle sıralamıştır: 1) Çokuluslu girişimler, yüksek “Ar-Ge/satışlar” oranına sahip firmalardır, 2) Çok sayıda beyaz-yakalı çalışan istihdam ederler, 3) Yüksek düzeyde “gayri-maddi varlıklar”a sahiptirler, 4) Üretimleri yeni ürünlerle ya da teknolojik açıdan karmaşık ürünlerle ilgilidir, 5) Ürün farklılaştırmaya önem verirler, 6) “Reklam harcaması/satışlar” oranı yüksek firmalardır, 7) Kendilerine “çokulusluluk” niteliği kazandıran minimum bir firma büyüklüğüne sahiptirler.

P. Magee’ye göre bir “çokuluslu girişim”i diğer firmalardan ayıran önemli bir özellik, bilgidir (teknoloji). Buna göre çokuluslu girişimler, sahip oldukları bilgilerin başka firmaların eline geçmemesi, kopya edilmemesi için büyük çaba gösterirler (Kula, 2006: 56, 59).

2c. “Dünya Toplumu” İdeolojisi

Üretimin küresel ölçekte yayılması, John Meyer ve diğerlerinin “dünya toplumu” adını verdikleri ideoloji sayesinde kolaylaşmıştır. Bu ideoloji yabancı çıkarlarının azgelişmiş ülkelere girişini meşru hale getirmektedir.  “Dünya toplumu” denilen ideoloji; yasalar ve anlaşmalar alanında izomorfizm (tek-şekillilik) oluşturulmasında kendini gösteriyor.  Bu “tek şekillilik” özel mülkiyet hakkı, sermayenin giriş ve çıkışı, işçi ve işveren hakları gibi hususlarla ilgilidir. Yasa ve anlaşmalarla sağlanan bu “izomorfizm”[2] UÖŞ’lerin bütün dünyada çok sayıda ülkeye yerleşmesine ve faaliyet göstermesine imkan tanımaktadır[3].

Küresel tek-şekilliliğin tesisi amacıyla Çok Taraflı Yatırım Antlaşması’nın da (MAI) kullanılmak istendiği anlaşılıyor. MAI, büyük şirketlerin dünyayı kendilerine göre yeniden şekillendirme girişimlerinin yakın tarihlerde en çok bilinen örneklerinden biridir. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) 1994’de kurulduğunda, dünyanın belli başlı şirketleri ticaret kurallarını kendilerine tam bir serbestlik sağlayacak şekilde düzenleyen bir plan hazırladılar. Bu plan MAI üzerine kuruluydu ve onaylanacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak Üçüncü Dünya ülkeleri haklı olarak MAI’yi kuşkuyla karşıladılar ve birçoğu bunu “sömürgecilik dönemi ekonomisine geri dönüş” olarak değerlendirdi. Esas olarak antlaşma, özel şirketlere antlaşmanın tarafı olan devletlerle aynı yasal statüyü sağlamayı hedefliyordu. Daha da önemlisi, elde ettiği yasal hakları şirketlerin egemen devletlerin itirazlarına karşı savunabilmelerini sağlayan bir dizi kural getirmekteydi. Yabancı yatırımcılara; dünyanın her yerinde hükümet programlarına, politikalarına ve yasalarına meydan okumalarına sağlayacak haklar tanıyordu. MAI öylesine ezici şekilde uluslararası şirketlerin çıkarlarından yanaydı ki, eleştirel yaklaşanlar antlaşmayı derhal “şirket egemenliği antlaşması” olarak adlandırdılar.

Müzakerelerin tamamlanması için saptanan son tarih Mayıs 1998’di. Ancak toplumsal muhalefet öylesine güçlüydü ki, görüşmeler durdu ve antlaşmanın daha ileri bir noktaya gelmesi engellendi. MAI bu şekilde son buldu. Ancak bu; şirketlerin, bir küresel yatırım antlaşması talebinden vazgeçtikleri anlamına gelmiyordu (Ellwood, 2003: 60-62). 

2d. Küresel Ekonomide Ulus Ötesi Şirketlerin Yeri

UÖŞ’ler dünya yatırımında, üretim ve ticaretinde önemli bir rol oynamaktadır. İstatistik veriler açıkça göstermektedir ki, UÖŞ’ler küresel ekonomide gücün önemli ve giderek büyüyen bir boyutu haline gelmiştir. Bu hususu çeşitli göstergelere başvurarak kanıtlayabiliriz:

•BM Kalkınma Programı (UNDP) 1999 İnsani Kalkınma Raporu’nda “artık birçok küresel şirketin ulus devletlerden daha fazla ekonomik güce sahip olduğu” vurgulanıyor.  1999’da, şirket satışları ve ülke gayrisafi yurtiçi hasılası (GSYH) ölçütüne göre dünyadaki en büyük 100 ekonomi içinde 51’i UÖŞ, sadece 49’u ülke ekonomisiydi. En büyük 100 UÖŞ’den bazıları kimi ulusal ekonomilerden daha büyüktür. Buna göre General Motors Danimarka’dan, Yunanistan’dan, Norveç’ten ve Güney Afrika’dan; Daimler-Chrysler Polonya’dan, Royal Dutch/Shell Venezüella’dan, IBM Singapur’dan, Sony Pakistan’dan, Mitsubishi Suudi Arabistan’dan daha büyüktü.•Dünyadaki en büyük beş şirketin (General Motors, Wal-Mart, Exxon Mobil, Ford Motor ve Daimler-Chrysler) her birinin 1999 yılı satışları, 182 ülkenin GSYH’sından daha büyüktü. En büyük 200 şirketin yıllık gelirleri toplamı, dünya nüfusunun beşte dördüne sahip 182 ülkeninkinden daha büyüktür (Ellwood, 2003: 51).

•1983’te dünyanın en büyük 500 şirketinin geliri, dünya GSYH’sının %15’ine eşitti. Aynı oran  1998’de %28’e yükselmiştir. En büyük 200 şirketin gelirleri 182 ülkenin gelirini aşmış bulunmaktadır. Aynı şirketlerin toplam satışları, yoksulluk koşulları altında yaşayan 1,2 milyar insanın yıllık gelirinin 18 katıdır.

•En büyük 200 şirketin toplam satışı, dünya iktisadi faaliyetinden daha hızlı artmaktadır. Buna bağlı olarak UÖŞ’lerin toplam satışları, dünya GSYİH’sının 1983’de %25’inden, 1999’da %27,5’ine yükselmiştir. Bununla birlikte bu şirketler dünya işgücünün sadece yaklaşık %4’ünü çalıştırmaktadır. Aynı dönemde karları %360 artarken, çalıştırdıkları işgücü ancak %14 artabilmiştir.

•Jeffrey Kentor’un (2005) bulgularına göre 1962’de dünyanın en büyük sanayi şirketleri 1260 yabancı şubeye sahip bulunuyordu. Oysa aynı şirketler 1998’de yaklaşık 9977 yabancı şubenin sahibi durumuna gelmişlerdir.  Başka bir deyişle 36 yıl içinde şube sayılarını 8 kat artırmışlardır. Örneğin, UÖŞ’lerden Philip Morris’in faaliyet gösterdiği ülke sayısı 170’dir.

•2000 yılı itibarıyla, en büyük 100 UÖŞ’nin toplam varlıklarının %40’ı yurtdışında bulunmaktadır. 

3. Ulus Ötesi Şirket Şebekeleri: İstatistiksel Analiz

Bu bölümde, Avrupa Birliği’ne öncelik verilerek UÖŞ’lerin gelişmesinin istatistiksel analizi yapılmıştır. Bu analizde, istatistiklerin elverdiği ölçüde Jeffrey Kentor’un (2005) metodu kullanılmıştır. UÖŞ’lerin coğrafî dağılımı “ABD, Avrupa Birliği, Japonya ve diğer ülkeler” gruplamasını göre yapılmıştır. Bulgular Kentor’un esas aldığı 1962, 1971, 1983, 1991, 1998 yıllarıyla ilgilidir. Kentor hesaplamaya adı geçen yılları dahil etme sebebini, istatistiksel verilerin bulunabilirliği şeklinde açıklamaktadır. Analiz, en büyük 100 imalat firması ile sınırlıdır. Kentor’un analizini “imalat firmaları” ile sınırlama gerekçesi, bu şirketlerin “ev sahibi ekonomi üzerinde diğer sektörlere nispetle daha büyük etkiye sahip olması”dır. Sözkonusu “şirketler genel olarak en büyük sabit yatırıma sahip, en çok işçi çalıştıran ve çevreleri üzerinde en geniş etkiye sahip olan kuruluşlardır.” Doğal olarak şirketler yıldan yıla farklılaşabilmekte, kimi şirketler kapsama girerken, kimileri kapsam dışında kalmaktadırlar. Bu yüzden bazı şirketler -birleşmeler, bölünmeler, ad değişiklikleri gibi sebeplerle- dönem boyunca kalıcılık göstermemiştir.

Aynı şekilde Avrupa Birliği de statik değildir. Bilindiği gibi, art arda gerçekleştirilen altı genişleme ile bugünkü durumuna gelmiştir. Bundan dolayı, belirli bir yıla ait üye sayısı ile bir başka yıla ait üye sayısı birbirinden farklıdır (Bkz: Tablo 1). Üye sayısı, etüt yıllarımızdan örneğin 1962’de 6, 1983’de 10, 1998’de 15’dir. Bu genişlemeler UÖŞ’lerin şube sayılarını etkileyen bir faktör olarak, analizimizde hesaba katılmıştır.

Tablo 1: Avrupa Birliği’nin Genişlemesi (1957-2007)

1957

Kuruluş

Belçika, Fransa, Almanya, İtalya, Lüksemburg,  Hollanda

6

1973

1. Genişleme

Danimarka, İrlanda, İngiltere

9

1981

2. Genişleme

Yunanistan

10

1986

3. Genişleme

İspanya, Portekiz,

12

1995

4. Genişleme

Avusturya, Finlandiya, İsveç

15

2004

5. Genişleme

Çek Cumhuriyeti, Estonya, Güney Kıbrıs, Letonya, Litvanya,  Macaristan, Malta, Polonya, Slovakya,  Slovenya

25

2007

6.Genişleme

Bulgaristan, Romanya

27

 20.yüzyıl boyunca (1912-1998), UÖŞ şebekelerinin büyümesi etkileyici olmuştur. Bu husus UÖŞ’lerin dünya gelirindeki payı,  ülke ve ülke grupları itibarıyla şube dağılımı ve “hakimiyet katsayısı” bakımından ortaya konulabilir.

3a. Ulus-Ötesi Şirketlerin Dünya Gelirindeki Payı

Tablo 2’de 100 büyük şirket gelirlerinin, toplam dünya GSYH içindeki payında meydana gelen gelişmeler görülüyor. Bu pay 1912’de %4 iken, 1991’de %11’e yükselmiştir; 1998’de ise %9’dur. Dönem sonundaki azalma hizmet sektörünün büyümesiyle açıklanabilir. Bütün ekonomik sektörleri kapsayan “100 Total”da UÖŞ gelirlerinin dünya GSYH’na oranı, 1983’te %9 iken 1998’de %13’e yükselmiştir. “500 Total” için bu oran 1983–1998 yılları arasında %15’ten %28’e tırmanmıştır. Hizmetlerdeki büyümenin başka bir göstergesi en büyük 100 firma gelirinin, “Global 500” gelirine oranıdır. Bu oran, beklendiği gibi 1971’de %60’dan, 1998’de %46’ya düşmüştür.

Tablo 2: Dünya GSYH’sında Ulus-Ötesi Şirket Gelirlerinin Payı (1912-1998)     

                                                                                                                              Yüzde olarak

 

1912

1962

1971

1983

1991

1998

100 Sanayi (SN)

     4

     7

     9

     8

    11

     9

100 Total

 

 

 

     9

 

   13

500 Total

 

 

 

   15

 

   28

SN 100 / Global 500

 

 

 

   60

 

   46

Kaynak: Jeffrey Kentor,  “The Growth of Transnational Corporate Networks: 1962-1998”,  Journal of World Systems Research, Vol. XI, No. 2, December 2005, s. 269. 

3b. Ulus-Ötesi Şirketlerin Şube Dağılımı

Jeffrey Kentor’a göre UÖŞ’lerin merkez-şube bağlantılarının incelenmesinde iki bakış açısı ya da iki yol vardır.

i) Birinci olarak, ülkeden ülkeye ikili (dichotomous) bağlantıların sayısına bakılır.

ii) İkincisi, UÖŞ’lerin merkezleri ile şubeleri arasındaki bağlantıların toplam sayısına bakılır.

UÖŞ şebekelerinin bu iki yönünün her biri farklı bir anlam içerir, her birinin etkileri farklıdır. Birincisi,  ikili bağlantılar ülkeler arasındaki ilişkileri gösterir. “İkili bakış açısı”na göre önemli olan husus, bağlantıların mutlak sayısından ziyade, bağlantının mevcudiyetidir. Eğer iki ülke arasında bir ya da birkaç bağlantı varsa, UÖŞ’ler ev sahibi ülkede yerleşebilmek için çeşitli politik, ekonomik ve sosyal kanunlara, belirli düzenleme ve normlara ihtiyaç duyar. 

Merkez-şube bağlantılarının toplam sayısı ise, UÖŞ’lerin ev sahibi ülkeye nüfuz ediş (penetration) derecesinin daha net bir ölçüsüdür. 

ABD, Avrupa Birliği, Japonya ve diğer ülkeler gruplamasına göre,  ülke ya da grubuna ait UÖŞ’lerin yabancı ülkelerde açtığı şube sayısı (Üd) ile yabancılara ait UÖŞ’lerin ilgili ülke ya da grupta açmış olduğu şube sayısı (Üi) Tablo 3’de gösterilmiştir. Üd için kısaca “ülke-dışı şubeler”, Üi için “ülke-içi şubeler” terimlerinin kullanılması yararlı olacaktır.

Tablo 3: Ulus Ötesi Şirketlerin Şube Dağılımı  (1962 – 1998)                                   

a) Sayı olarak

Ülke veya Ülke Grupları

     1962

     1971

     1983

     1991

     1998

 Üd

  Üi

  Üd

  Üi

 Üd

  Üi

  Üd

  Üi

  Üd

  Üi

ABD

1040

    22

1337

    31

1339

  121

  982

  298

 2901

1479

AB

  163

  174

  209

  419

1243

  776

1728

1194

 3193

3271

Japonya

      0

    18

    13

    35

    64

    62

  310

    84

 2296

  302

Diğer

    57

  567

      7

  547

  118

  818

  433

  821

 1587

1832

Toplam

1260

  781

1566

1032

 2764

1777

3453

2397

 9977

6884

b) Yüzde Olarak

Ülke veya Ülke Grupları

     1962

     1971

     1983

     1991

     1998

 Üd

  Üi

  Üd

  Üi

 Üd

  Üi

  Üd

  Üi

  Üd

  Üi

ABD

  83

    3

   85

    3

   48

     7

  28

  12

   29

   21

AB

  13

  22

   13

  40

   45

   44

  50

  50

   32

   48

Japonya

    0

    2

     1

    3

     2

     3

    9

    4

   23

     4

Diğer

    5

  73

     0

  53

     4

   46

  13

  34

   16

   27

Toplam

100

100

 100

100

 100

  100

100

100

  100

 100

Notlar: Üd: Ülke-dışı şubeler,  Üi: Ülke-içi şubeler.Kaynak: Jeffrey Kentor,  “The Growth of Transnational Corporate Networks: 1962-1998”, Journal of  World-Systems Research, Vol. XI, No. 2, December 2005, s. 270-71’deki  verilerden hesaplanmıştır.“

ABD, Avrupa Birliği, Japonya ve diğer ülkeler” gruplamasına göre; ülke ya da ülke grubuna ait UÖŞ’lerin yabancı ülkelerde açtığı şube sayısı (Üd: ülke-dışı şubeler) ile yabancılara ait UÖŞ’lerin ilgili ülke ya da grupta açmış olduğu şube sayısı (Üi: ülke içi şubeler)

Tablo 3’de gösterilmiştir. Tablodaki verilerden şu bulgu ve yorumlara ulaşılabilir:

-Dönem başında, 1962 yılında 100 UÖŞ şubesinin çok büyük bir kısmı ABD şirketleri tarafından açılmıştır. Başka bir deyişle dünyadaki toplam 1260 şubenin 1040’ı ABD merkezli UÖŞ’lerin kontrolü altında bulunuyordu. Buna karşılık Avrupa Birliği’nin şube sayısı hayli düşüktür: 163.  Dünya ekonomisinin Üd açısından yapısı, ABD lehine bir karakter taşımaktadır. Bu yapı hemen hemen 1971 yılı için de geçerlidir. Ülke-dışı şubelerin yine hayli büyük bir bölümü (1337 adedi), Amerikan şirketlerine aittir. AB’nin ülke-dışı şubeleri sadece 209’dur.

-Ancak 1983 yılına gelindiğinde, dünya ekonomisinin esaslı bir yapısal değişikliğe uğramış olduğunu gözlemliyoruz. Aradan geçen 12 yıl içinde, Avrupa ve AB merkezli şirket sayısı yaklaşık altı kat artarak 1243’e yükselmiş, neredeyse ABD’nin ülke-dışı şube sayısına (1339) yetişmiştir. Bu, çok anlamlı bir ilerleme, önemli bir yapısal değişmedir. Şu bakımdan ki AB merkezli şirket şubeleri; 1962’de en büyük 100 UÖŞ şubelerinin sadece (163/1260)  % 13’ünü oluşturabiliyordu. Buna karşılık 1983’de durum tamamen değişmiştir: Avrupa Birliği merkezli şirketler, dünyadaki UÖŞ şubelerinin (1243/2764) % 45’inin sahibi durumuna gelmişlerdir. AB bu hakim konumunu, 1991 yılında da güçlendirerek korumuştur (1728/3453= %50). Ancak geçen yedi yılda dünya ekonomisi yeniden önemli bir yapısal değişikliğe tanık olmuştur: Japonya merkezli UÖŞ şubelerinin dünyadaki sayısı, 1991’de (310/3453) %9’dan, 1998’de (2296/9977) %23’e yükselmektedir. Bunun sonucu olarak AB kaynaklı UÖŞ’lerin dünyanın diğer ülkelerine nüfuz derecesi, şirket sayısı önemli ölçüde artmasına rağmen 1991’de %50’den,  1998’de (3193/9977) %32’ye düşmüştür.  

-AB’nin ülke-dışı şube sayısının artması sadece ekonomik performansla açıklanamaz. Bunun yanı sıra üye sayısının da zamanla artmış olduğunu hesaba katmak gerekir. Yani gerçekleştirilen performansta coğrafi genişleme de önemli bir faktördür. Avrupa Birliği ABD karşısında konumunu güçlendirmekle beraber, yeni rakiplerle de karşı karşıya kalmıştır. Bunların başında ise Japonya gelmektedir. Öte yandan, UÖŞ’lerin Avrupa Birliği’nde açmış olduğu şube sayısında (üi) önemli artışlar olmuştur. Bu sayı 1962’de 174 iken, 1998’de 3271’i bulmuştur. üi oran olarak %22’den %48’e yükselmiştir.

3c. Hakimiyet Katsayısı

Yukarıda sunulan veriler yardımıyla UÖŞ egemenliğinin anlamlı bir göstergesi daha oluşturulabilir. Kentor’un “hakimiyet derecesi katsayısı” (H) dediği bu gösterge herhangi bir ülke (i) için şu basit oranlama ile hesaplanabilir :

Hi =  Üdi / T

Üdi:  i’nin ülke-dışı şubeleri

T:  Diğer şubeler toplamı

Bu ölçüt, küresel ekonomide tek bir ülke ya da ülke grubu kaynaklı UÖŞ’lerin örgütsel şebekelere hakimiyetinin bir ifadesidir.  AB’nin ve diğer ülkelerin hakimiyet derecesi katsayıları Tablo 4’de verilmiştir.

Tablo 4: Hakimiyet Derecesi Katsayıları

Ülke veya Ülke Grupları

  1962

  1971

  1983

  1991

  1998

ABD

   4.7

   5.8

   0.9

   0.4

   0.4

AB

   0.1

   0.1

   0.8

   1.0

   0.5

Japonya

   0.0

   0.0

   0.0

   0.1

   0.3

Diğer

   0.0

   0.0

   0.0

   0.1

   0.2

Kaynak: Tablo 3’deki verilerden hesaplanmıştır.

Örneğin ABD’nin UÖŞ’leri 1962’de en çok yabancı şubeye (toplam 1260 yabancı şubeden 1040’ına) sahiptir. Buna göre ABD kaynaklı UÖŞ’ler diğer UÖŞ’lerden 4.7 kat daha fazla yabancı şubeye sahip bulunmaktadır (1260–1040=220, 1040/220= 4.7).

Bu ölçüte göre Amerikalı UÖŞ’lerin hakimiyeti 1971’de 5.8 gibi bir skorla doruk noktasındadır. Buna karşılık 1971’den sonraki 12 yıl içinde dramatik bir azalma meydana geldiğini gözlemliyoruz: Katsayı 5.8’den, 1983’de 0.9’a, yani 1’in altına düşmüş bulunuyor. Bu gerileme (0.4)  1991’de de devam etmiş, 1998’de aynı düzeyde kalmıştır.

Görülüyor ki hakimiyet derecesi bakımından dönemin en anlamlı değişikliği, Amerikalı UÖŞ’lerin 1980 başlarından itibaren üstün konumlarını kaybetmiş olmalarıdır. Buna karşılık, diğer ülke ya da ülke gruplarında hareketlenme vardır. İlk öne geçen Avrupa Birliği’dir. Hakimiyet katsayısı 0.1’den 1983’de 0.8’e, 1991’de 1.0’a yükselmiştir. Ama bu, ABD’nin 1960’lı ve 1970’li yıllardaki üstünlüğü ile kıyas kabul etmez. Öte yandan AB’nin nispi ilerlemesi, 1990’lı yıllardan itibaren Japonya ve diğer ülkeler tarafından yavaşlatılmış bulunuyor (1998’de AB: 0.5, Japonya: 0.3, Diğer ülkeler: 0.2).

4. Avrupa Birliği ve Ulus Ötesi Şirket Yatırımları

Birleşmiş Milletler, UÖŞ’leri “ekonomik faaliyetlerin merkezi örgütleyicileri, uluslararası işbölümünün başlıca belirleyicileri” olarak nitelemektedir. Bu rollerini esas itibarıyla, “doğrudan yabancı sermaye yatırımları” vasıtasıyla yerine getiriyorlar. Bunda ev sahibi ülkenin girişimleri ile kurmuş oldukları “eşitsiz ilişkiler” de belirleyicidir. Aynı kaynağa göre, 1990 itibarıyla dünyada 35,000 adetten fazla UÖŞ vardı ve UÖŞ’lerin şube sayısı 150,000’in üzerindeydi. Bu niceliksel artışa, dev boyutlarda doğrudan (dolaysız) yatırım akımları eşlik etmiştir. Dolaysız yabancı yatırım stok’u 1.7 trilyon Dolar olarak tahmin edilmektedir (United Nations, 1992: 1)

Ülke veya ülke grupları itibariyle dolaysız yabancı sermaye yatırımlarını gösteren Tablo 5’deki verilerden, ABD, AB ve Japonya’nın, dünyanın en büyük dolaysız yabancı sermaye yatırımcısı merkezler olduğu anlaşılıyor. İkinci önemli gözlem ise, AB’nin dış yatırımlarının diğerlerine oranla büyük boyutlara ulaşma eğilimi göstermiş olmasıdır.

Tablo 5: Dünyada Dolaysız Yabancı Sermaye Yatırımları (1990-2000)         

  Milyar Dolar

Ülke veya Ülke Grupları

 1990-95Ortalama

1996

  1997

1998

  1999

  2000

ABD

    55

     92

   105

  143

   155

  152

AB

 115

   185

   223

  410

   714

  805

Japonya

   25

     23

     26

    25

     22

    32

Diğer

   40 

     85

   124

  134

   184

  282

Toplam

 235

   385

   478

  712

 1075

1271

Kaynak: Ferit Kula, Çokuluslu Girişimler ve Türkiye. İstanbul: İleri Yayınları,  2006, s. 31.

Bölgesel ekonomik bütünleşmeler doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını nasıl etkiliyor? Başka bir deyişle UÖŞ’leri nasıl etkiliyor? Bu şirketlerin büyümelerini kolaylaştırıyor mu, zorlaştırıyor mu? Somut bir bütünleşme hareketi olarak Avrupa Birliği UÖŞ’lerin yatırımlarını nasıl etkilemiştir? Türkiye’nin AB kanalıyla UÖŞ’lerden nasıl etkileneceğini görebilmemiz için, bölgesel bütünleşmelerin doğrudan yabancı yatırımlar üzerindeki etkileri hakkında bazı teorik açıklamalar yapmamız gerekmektedir.

4a. Teorik Yanıtlar

Bilindiği gibi Avrupa Birliği, bölgesel bütünleşme hareketlerinin en başarılı olanlarından biridir. Avrupa Birliği kapsamında yalnız dış ticaretin değil, dış yatırımların önündeki kısıtlamalar da kaldırılmıştır. Bu durumda “Avrupa Birliği ile kurulu ilişkiler UÖŞ’lerin yatırımlarını nasıl etkilemiştir” sorusuna teoride verilen yanıtlar büyük önem kazanıyor.

Şimdi bu soruya verilen başlıca yanıtlara geçebiliriz (Kula, 2006: 103-111).

Liberalleşme daha etkin bir üretimin önünü açacağı için, UÖŞ’ler bölgesel avantajlara göre dikey uzmanlaşmaya gidecek, bu sebeple de bütünleşme bölge içinde yabancı sermaye yatırımlarını teşvik edecektir. Ayrıca bölgesel bütünleşmenin oluşturduğu büyük piyasa da (daha önce ekonomik olmayan projeler artık hayata geçirilebileceğinden dolayı) aynı yatırımları artış yönünde etkileyecektir.

i. Bölgesel ekonomik bütünleşme hareketinin dolaysız yabancı sermaye yatırımları üzerindeki etkileri, teoride statik etkiler ve dinamik etkiler şeklinde sınıflandırılmaktadır. Statik etkiler “bütünleşme hareketi çerçevesinde bölge içindeki dış ticaret ve yatırımlar üzerindeki engellerin kaldırılmasıyla ortaya çıkan etkiler” olup ikiye ayrılır. Birincisi, “azalan ya da tamamen ortadan kalkan tarifelerin pazarı genişletmesiyle ortaya çıkan” etki; ikincisi, “düşen tarifelerin, daha önce tarife atlama amaçlı dolaysız yabancı sermaye yatırımlarını azaltıcı” etkisidir. Öte yandan, bölgesel bütünleşme hareketi ve somut olarak Avrupa Birliği; aynı zamanda sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesini de kapsar. Dolayısıyla, bu liberalleşme dolaysız yabancı sermaye akımlarını ayrıca teşvik edecektir.

Dinamik etkiler, bütünleşme nedeniyle ülkelerin ekonomik gelişme düzeylerinde meydana gelen artışların ortaya çıkardığı etkilerdir. Örneğin Avrupa Birliği, ortak pazar yoluyla üye ülkelerin ekonomik büyüme oranlarını artırmıştır. Yüksek büyüme oranı ise, çekici buldukları bölgeye UÖŞ’lerin daha fazla yatırım yapmalarına sebep olmaktadır.

ii. Bölgesel ekonomik bütünleşmenin, örneğin Avrupa Birliği’nin, UÖŞ’lerin doğrudan yatırımları üzerindeki etkileri “yatırımları motive eden faktörler” ölçütüne göre de sınıflanabilir. Bu etkiler çok özet olarak aşağıda sıralanmıştır:

-Bölgesel bütünleşme (örneğin Avrupa Birliği) dışında kalan üçüncü ülke şirketlerinin, bütünleşmenin doğurduğu ticaret sapmasına gösterdiği tepki. Üçüncü ülke bütünleşme üyesi ülkeye doğrudan yatırım yapar.

-Bütünleşmenin ticaret yaratıcı etkisinin sonucu olarak, üretimin yeniden düzenlenmesine dönük dolaysız yabancı sermaye yatırımı yapılması. Bu etki, maliyetlerin düşük olduğu rekabetçi ülkelere firmaların üretim tesislerini kaydırmaları şeklinde kendini gösterir.

-Bölgesel bütünleşmeye (örneğin Avrupa Birliği’ne) üye olan ülkelere ait şirketlerin bütünleşmenin ortaya çıkardığı ölçek ekonomilerine gösterdiği tepki. Bütünleşme sonucunda ölçeğe göre getiri artar, üretim maliyetleri düşer ve ilgili bölge üretim için avantaj kazanır. Dolayısıyla, bölgeye daha çok doğrudan yatırım yapılır.

-Bütünleşme sonucunda talep artar ve yeni pazarlar ortaya çıkar. Bundan faydalanmak isteyen küresel şirketler, yatırımlarını artırır.

4b. Ampirik Çalışmalar

Bölgesel ekonomik bütünleşmeler ile UÖŞ tarafından yapılan dolaysız yatırımlar arasındaki ilişkilere dair ampirik çalışmalara gelince, bu konuda özetle aşağıdaki hususlar vurgulanabilir (Kula, 2006: 122-125).

i. Bölgesel ekonomik bütünleşmelerin dolaysız yabancı sermaye yatırımları üzerindeki etkileri hakkındaki ilk çalışmalar çoğunlukla Avrupa Birliği üzerinedir.  Literatür, Avrupa Birliği’nin oluşum yıllarında (1957-85), bütünleşmenin yatırımlar üzerinde olumlu etki yaptığı konusunda görüş birliği içindedir. Bunun ilk sebebi Avrupa Birliği’nin büyük bir pazar yaratmış olmasıdır. İkincisi, üçüncü ülkelere karşı uygulanan ortak korumacı politikalarla yaratılan “Avrupa kalesi”nin dolaysız yatırımları teşvik etmiş olmasıdır. Dunning’e göre bu dönemde Avrupa Birliği ülkelerine gelen dolaysız yabancı sermaye yatırımlarında büyük bir artış kaydedilmiştir. Bu artışın en önemli kaynağı ABD ve Japonya merkezli ulus-ötesi girişimlerdir. UÖŞ’ler yatırımlarının yaklaşık %90’ını Avrupa Birliği’nin çekirdeğini oluşturan ülkelere (Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg) yapmışlardır. Avrupa Birliği’ne daha sonra katılan İspanya ve Portekiz gibi ülkeler de, ilk beş yıl içinde önemli miktarlarda yatırım girişine sahne olmuştur.

ii. 1986-92 yılları ise Avrupa Birliği’nin “iç pazarı oluşturma programı”nın uygulandığı dönemdir. Bu dönemle ilgili olarak yapılan araştırmalar birbirinden oldukça farklı sonuçlara ulaşmıştır. Bazı araştırmacılara göre, tek pazarın kurulması dolaysız yabancı sermaye girişlerini uyarmıştır. Diğer bazılarına göre ise, genel bir yatırım yaratıcı etkiden bahsedilemez. Sözkonusu araştırmaların ulaştığı sonuçlardan başlıcaları aşağıda özetlenmiştir:

- K. Srinivasan ve A. Mody: Avrupa Birliği’nin iç pazarı oluşturma programının, AB’ye yapılan dolaysız yabancı sermaye yatırımları üzerinde herhangi bir etkisi olmamıştır.

-F. M. Beer ve S.N. Cory: Bu yazarlar ABD çokuluslu girişimlerinin AB’ye yaptıkları yatırımları belirleyen “yerleşim yeri” değişkenini sınamışlardır. Amerikan dolaysız yabancı sermaye yatırımlarının bazı AB ülkelerinde (Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollanda) yoğunlaştığı, bu ülkelerin “diğer üyelere nispetle daha cazip yatırım yerleri” olduğu sonucuna varmışlardır.

-H. Görg ve F. Ruane: İç pazarın oluşmasının, Amerikan UÖŞ yatırımlarının AB ülkeleri arasındaki dağılımına etkilerini etüt etmişlerdir. Ulaştıkları başlıca sonuç şudur: Amerikan yatırımları AB’nin çekirdek ülkelerinde yoğunlaşmaktadır. Bütünleşmede yer alan bir ülke, yatırım çekebilmek için “yerleşim yeri avantajı”na sahip olmalıdır.

-J. Clegg ve S. S. Gren: AB’ye gelen Amerikan ve Japon dolaysız sermaye yatırımlarını karşılaştırmalı olarak, üye ülkeleri dört gruba ayırarak 1992 yılı için etüt etmişlerdir. Ulaştıkları temel sonuçlar şunlardır: Pozitif ve anlamlı etki yalnızca Japon dolaysız yatırımları hakkında gözlemlenmiştir. Amerikan firmaları Birlik içinde zaten yer aldıkları için, 1992 dönüşümüne tepki vermemiştir.

-G. Yannopulos: Japon yatırımları ortak pazar oluşumuna pozitif tepki vermiştir. Ancak bu etki sektörler itibariyle homojen değildir. En çok Japon sermayesi çeken sektörler, Japon sanayinin teknolojik üstünlüğe sahip olduğu taşıma araçları, elektrikli eşyalar ve benzerleridir.

5. Türkiye Üzerine Etkiler

Türkiye Avrupa Ekonomik Topluluğu’na katılmak için 1958’de başvuruda bulundu. Ortaklık Antlaşması 1964’de yürürlüğe girdi. 1987’de Avrupa Toplulukları’na üyelik için resmen başvuruda bulundu, ancak bu talebi reddedildi. 1989’da sermaye hareketlerini tamamen serbestleştirdi.  Taraflar arasında imzalanan Gümrük Birliği Antlaşması, 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girdi. Türkiye’nin “aday ülke” olduğu,  10-11 Aralık 1999 tarihlerinde düzenlenen Helsinki Zirvesi’nde kabul edildi. 2002 yılından itibaren Avrupa Birliği müktesebatına uyum yasalarını çıkarmaya başladı. 12-13 Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi’nde Türkiye’ye koşullu olarak “katılım müzakereleri”ne başlama sözü verildi. Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlamasına 3 Ekim 2005’de yeşil ışık yakıldı (Dura ve Atik, 2007).

Bu süreç içinde Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri ulusal programlar ve uyum yasalarıyla Türkiye’de AB’nin, dolayısıyla da UÖŞ’lerin arzu ettiği yapı ve kurumlar oluşturuldu. Bu veriler ışığında UÖŞ’lerin büyümesi geleceğin Türkiye’sinin oluşumunu ne şekil ve yönde etkileyebilir? Türkiye’nin takip etmesi gereken politikalar neler olabilir?  Bu bölümde bu sorulara yanıt aranacaktır.

5a. Tekelleşme ve İşsizlik

Birinci olarak, Türkiye’nin AB üyeliği perspektifi UÖŞ’lerin Türkiye’ye yönelik yatırımlarını artıracaktır. Ancak geleceğin Türkiye’si bir “tekeller ekonomisi”ne dönüşebilecek, işsizlik büyük boyutlara ulaşacaktır.

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik perspektifi, UÖŞ’lerin Türkiye’ye girişini kolaylaştırmakta ve ekonomiyi bu şirketlerin faaliyetleri için elverişli hale getirmektedir. Bilindiği gibi, UÖŞ’ler bir “dünya toplumu” istemektedir. AB oluşumunun yaptığı da bundan başka birşey değildir. AB kendi üyelerine olduğu gibi Türkiye’ye de, ortak gümrük tarifesiyle, ortak politikalarla, ortak para birimiyle, birçok alandaki ortak mevzuatla izomorfizm (tek-biçimlilik) dayatmaktadır. Böylece Türkiye, AB ile ilişkileri nedeniyle UÖŞ’lerin rahatça girip yerleşebilecekleri bir alan, bir ülke haline getirilmektedir.

Bundan başka, Türkiye büyük bir pazardır. Sermaye girişleri 1989’da tamamen serbestleştirilmiştir. Mevzuat ve kurumlar dış yatırımlara elverişli hale getirilmiştir. Bu koşullarda doğaldır ki UÖŞ’ler yatırımlarını artacaktır. Son iki yıldır, bu eğilimin öncü işaretleri görülmeye de başlamıştır. UÖŞ’lerin Türkiye’ye yapacakları yatırımlar, teorik olarak şu sebeplerden dolayı da artabilecektir:

-AB dışındaki Japonya, ABD ve diğer ülkeler ticaret sapmasına tepki olarak yatırımlarını artırabilir.

- Üretim tesisleri, ticaret yaratıcı etkinin bir sonucu olarak, maliyetlerin düşük olduğu ölçüde Türkiye’ye kaydırılabilir.

Günümüz Türkiye’sinin en başta gelen sorunlarından biri işsizliktir. Öte yandan UÖŞ’lerin çalıştırdığı işçi sayısı nispeten düşüktür. Yabancı sermaye girişi de çoğunlukla yerli şirketlerle birleşme veya bunların satın alınması şeklini alacağından, sermaye girişi işsizlik oranını yükseltici bir etki yapacaktır.  Birleşme ve satın almalar rekabeti olumsuz etkileyecek, tekel piyasaları yaygınlaşacaktır. Geleceğin Türkiye’sinde işsizlik bu sebeple de artacak, muhtemelen en yakıcı bir sorun haline gelecektir.

5b. Sanayileşme, Bağımsızlık ve Uluslararası Sorunlar

UÖŞ’lerin güçlü etkisi altına giren bir Türkiye’nin sanayileşmesi sekteye uğrayacaktır; hatta Türkiye yoksullaşabilecek, zamanla bağımsız bir ülke olmaktan da çıkabilecektir. Türkiye UÖŞ kaynaklı bir takım uluslararası sorunlarla da karşı karşıya kalabilecektir.

UÖŞ’ler bir ülkenin zaten mevcut olan sanayilerinde yoğunlaşmaktadır. Bundan başka genellikle tercih ettikleri sektörler ticaret, bankacılık, sigorta gibi hizmet faaliyetleridir. Büyük ihtimalle Türkiye’de olacak olan da budur. Son yıllarda artış eğilimi gösteren dış yatırımların sektörel dağılımı da buna işaret etmektedir. Söz konusu eğilim böyle sürerse Türkiye’nin sanayileşme süreci hızlanmayacak, hatta yavaşlayabilecektir. Bu sebeple geleceğin Türkiye’sinin, “sanayileşmiş” ülkeler arasında yer alma olasılığı düşüktür.

Türkiye’nin “sınai yoksunlaşma”sına genel bir yoksullaşma da eşlik edebilir. Şu sebeple ki UÖŞ’ler yatırım sermayesini ev sahibi ülkeden sağlama eğilimindedir. Bu takdirde “sermayesi kıt, birikimi yetersiz” bir azgelişmiş ülke olarak Türkiye,  yabancı sermaye ithal ettiği oranda yoksullaşacaktır. Çünkü sınırlı birikimlerini uluslararası şirketlerin emrine vererek, ulusal varlıklarından, bunları kendi kalkınması için kullanma imkanından yoksun kalacaktır. UÖŞ’ler Türkiye’nin işgücü, hammadde, enerji, kredi gibi kaynaklarına kolayca ve en düşük maliyetle sahip olmak için, hükümetlerin ve diğer ulusal kuruluşların ekonomik kararlarını etkilemeye, kurumlaşmayı kendi lehlerine çevirmeye, Türkiye’yi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmaya çalışacaklardır. Bu olguların nihai sonucu Türkiye’nin bağımsızlığını yitirmesi, Atatürk’ün çizdiği kalkınma yolundan tamamen ayrılması olacaktır.

UÖŞ’ler birtakım isteklerini kabul ettirmek için kendi devletlerini, diğer hükümetleri birbirlerine karşı kullandıklarından, Türkiye’nin başına uluslararası sorunlar da açabilecektir.

5c. Ulus Devlet

UÖŞ’ler, hedefleri ve çıkarları gereği  ulus-devlet düşmanıdır. O halde bir ulus-devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de karşısındadır. UÖŞ’ler, Atatürk ilkeleri gerçeğiyle bağdaşmaz. Çünkü bilimsel gerçeği bile kendi çıkarları açısından tanımlarlar. Zihniyetleri neoliberalizm olduğundan, halk gerçeğini reddederler. Onların gözünde halk değil, sermaye sahipleri önemlidir.  Türk ulusunun çağdaşlaşması, ulusal ekonominin güçlenmesi, insanca ve hakça bir ekonomik gelişme umurlarında değildir. Aksi halde Türk pazarlarını, kaynaklarını ele geçirmezler. Cumhuriyete, demokrasiye de karşıdırlar; çünkü oligarşiye dayanır ve “elit” yönetimini savunurlar.

5d.  Politika Önerileri

Peki, böylesine tehlikeli riskler karşısında bulunan Türkiye, bundan böyle nasıl bir yol izlemelidir, hangi politikaları takip etmelidir?[4] 

-Temel ilke ulusal bağımsızlıktır. Bunu gerçekleştirmek için de:

-Cumhuriyetin 83 yıllık tarihi içinde en yüksek hızla kalkındığı ve Atatürk’ün cumhurbaşkanı olduğu 1923-1938 döneminde olduğu gibi, karma ekonomi temelinde devletçi bir politikaya dönülmelidir.

-Sektörler ve bölgelerarası kaynak tahsislerini uzun vadeli bir iktisadi kalkınma stratejisi doğrultusunda yönlendiren adil ve eşitlikçi bir ulusal plan uygulanmalıdır.

-Mali kesimin bütün aktörleri ile ülkenin bağımsızlığını hedeflemiş iktisat politikaları arasında tutarlı bağlar kurulmalıdır.

-Diğer alanlarda olduğu gibi, enerji alanında da sanayi, ulaştırma ve dış politikamızla entegre ulusal bir politika saptanmalıdır.

-Bağımsız düşünmenin ve bağımsız yaşamanın vazgeçilmez önkoşulu ulusal dilde eğitimdir; evrensel bilim dünyasının üyesi olmanın koşulu da, ulusal gerçeklik ve sorunlara duyarlı duruştur. Bilim dünyasını, bu zemin üzerinde yürümeyi sağlayan ilkelerle yükseltmek için ulusal bir bilim politikası oluşturulmalıdır.

-Halkçı devlet ilkesi uygulanmalı, bağımsızlıkçı kadrolar bu ortak amaç etrafında birleşmelidir.

6. Sonuç

i. Bu çalışmada son yıllarda büyük bir gelişme gösteren UÖŞ şebekeleri ile bunların içinde Avrupa Birliği’nin yeri belirlenerek, UÖŞ’lerin AB’ye üye olmak için ekonomik ve sosyal yapılarını Avrupa Birliği müktesebatına uyduran Türkiye üzerindeki olası etkileri değerlendirilmiştir. Bu amaçla Türkiye’ye etkileri açısından belirleyici olduğu açık olan, UÖŞ’lerin özellikleri üzerinde durulmuştur.  UÖŞ’lerin büyümesi; Avrupa Birliği’ne öncelik verilerek, bu şirketlerin dünya gelirindeki payı,  “ABD, AB, Japonya ve diğer ülkeler” itibarıyla şube dağılımı ve “hakimiyet katsayısı” göstergeleri kullanılarak analiz edilmiştir. Ardından bölgesel bütünleşmelerin doğrudan yabancı yatırımlar üzerindeki etkilerine ilişkin teorilerle AB’ye ilişkin ampirik çalışmalar özetlenmiştir. Nihayet, bütün bu verilere dayanılarak UÖŞ’lerin, geleceğin Türkiye’si üzerindeki etkileri tahmin edilmeye çalışılmıştır.

ii. Türkiye’nin AB üyeliği perspektifi içinde UÖŞ’lerin büyümesi,  geleceğin Türkiyesi hakkında başlıca şu tahminleri yapmamıza imkan vermektedir:

-Geleceğin Türkiyesi bir “tekeller ekonomisi” ve bu ekonominin başlıca sorunu da işsizlik olabilir.

-Türkiye sanayileşmesini tamamlayamayacaktır. Hatta Türkiye yoksullaşabilecek, Batı ekonomilerine bağımlı bir ülke haline gelecek ve UÖŞ’lerin sebep olduğu bir takım uluslararası sorunlarla da karşı karşıya kalabilecektir.

-Türkiye’nin en büyük kaybı ise, bir ulus-devlet olmaktan çıkması olacaktır.

iii. Bu durum, Türkiye açısından tehlikeli bir gidiştir. Peki, ne yapılabilir? Yapılacak olan, en kısa ifadeyle ulus-devlete ve ulusal bağımsızlığa sahip çıkmaktır. Bu amaçla:

-Türkiye’nin AB üyeliği uğruna yaptığı değişiklikler, Türkiye ekonomisini UÖŞ’ler için serbest bir alan haline getirmektedir. Türkiye bu tehlikeyi görmeli, “ulus-devleti”ne sahip çıkmalı, AB’ye üyelik projesini mutlaka gözden geçirmelidir.

-Karma ekonomi temelinde devletçi politikaya dönülmelidir. Ulusal bir kalkınma planı uygulanmalıdır. Mali kesim ve bağımsızlıkçı iktisat politikaları arasında tutarlılık sağlanmalıdır. Enerji, sanayi, ulaştırma ve dış politikamızla uyumlu ulusal bir politika saptanmalıdır. Bütün bu politikalar ulusal dilde eğitim, ulusal sorunlara duyarlı duruş, ulusal bir bilim politikası, halkçı devlet ilkesi, bağımsızlıkçı kadroların işbirliği ile tamamlanmalıdır.  

 


[1] Bu çalışmaya temel olan literatürün teminine ve gerekli teorik çatının geliştirilmesine katkıda bulunan doktora öğrencim Zerrin Kılıçarslan’a teşekkür ederim. 

[2] İzomorfizm (tek şekillilik, tek biçimlilik)  bütün dünyada yasaları ve kuralları aynı hale getirmek anlamına gelmektedir. 

[3] Buraya kadar adı geçen yazarların, ilgili yapıtları şunlardır:

Charles Tilly, “Entanglements of European Cities and States.” In Cities and the Rise of States in Europe, A.D. 1000 to 1800, edited by Charles Tilly and Wim P. Blockmans. Boulder: Westview Press, 1994; Peter Evans, D. Rueschemeyer and Theda Skocpol, Bringing the State Back In. Cambridge: Cambridge University Press, 1985; Charles Kindleberger,  American Business Abroad. New Haven: Yale University Press, 1969; Leslie Sklair, Sociology of the Global System. Baltimore: Johns Hopkins University Pres, 1995, 2nd edition; Leslie Sklair, The Transnational Capitalist Class. Oxford: Blackwell Publisher, 2001; William Robinson, “The Debate on Globalization: The Transnational Capitalist Class and the Transnational State,” in New Theoretical Directions for the 21st Century World System, edited by Wilma Dunaway. Westport: Greenwood Press, 2003; William Robinson and Jerry Harris, “Toward a Global Ruling Class? Globalization and Transnational Capitalist Class.” Science and Society, 64:1, 2000, 11-54; Philip McMichael, Development and Change. Thousand Oaks, CA: Pine Forge Pres, 2000, 2nd edition; Saskia Sassen, The Global City: New York, London, Tokyo. Princeton, N.J.: Princeton University Press, 1991; Albert Bergesen and John Sonnett, “The Global 500: Mapping the World Economy at Century End.”  American Behavioral Scientist, Vol. 44, No. 10, 2001, 1602-1615; Christopher Ross, The Urban System and Networks of Corporate Control. Greenwich, CT: JAI Press, 1994; John Meyer et al. “World Society and the Nation State.” American Journal of Sociology, Vol.103, No.1, 1997, 144-181.  [4] Bu noktada düşündüklerim 13-16 Haziran 2006’da İnönü Üniversitesi İ.İ.B.F. tarafından gerçekleştirilen ve benim de bir bildiri ile katıldığım,  Ulusal Bağımsızlık İçin Türkiye İktisat Politikaları Kurultayı’nın (2006) Sonuç Bildirgesi ile öylesine uyuşuyor ki Bildirge’nin önerilerini, tümüne katılarak, burada sıralamakta bir sakınca görmedim.     

Kaynakça

Anderson, Sarah ve John Cavanagh (2000). Top 200: The Rise of Corporate Global Power. Institute for Policy Study, December, http://www.ips-dc.org/downloads/Top_200.pdf (24.4.2007)

Dura, Cihan (2005). Sömürgeleşen Türkiye. 3.Baskı, İstanbul: İleri Yayınları.

Dura, Cihan (2007). “Yeni Ekonomi ve Ulus Devlet”. Oğuz Kaymakçı (Der.), Küreselleşme Üzerine Notlar, Ankara: Nobel Yayın Dağıtım, ss. 55-83.

Dura, Cihan ve Hayriye Atik (2007). Avrupa Birliği, Gümrük Birliği ve Türkiye. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım, 3. baskı.

Ellwood, Wayne (2003). Küreselleşmeyi Anlama Kılavuzu. (Çeviren: Betül D. Genç). İstanbul: Metis Yayınları, 2. baskı.

Kentor, Jeffrey (2005). “The Growth of Transnational Corporate Networks: 1962-1998.” Journal of World Systems Research, Vol. XI, No. 2, December, ss. 263-286.

Kula, Ferit (2006). Çokuluslu Girişimler ve Türkiye. İstanbul: İleri Yayınları.

Ulusal Bağımsızlık İçin Türkiye İktisat Politikaları Kurultayı: Bildiriler Kitabı (2006).

H.H. Doğan ve diğerleri (Der.), Malatya: İnönü Üniversitesi.United Nations (1992). World Investment Report 1992: Transnational Corporations as Engines of Growth. New York: United Nations Publication.     

http://www.cihandura.com/index.php?option=com_content&task=view&id=107&Itemid=64



Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Ata_015.jpg

En Son Yorumlar