Aile birleşimi yoluyla Almanya’ya gelecek olanların yeterli derecede Almanca bilmesi şartı, birinci yılını dolduruyor.
Avukat Memet Kılıç, Göç Yasası kapsamında aile birleşimine Almanca zorunluluğu getirilmesine karşı Federal Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Federal Hükümet tarafından 28 Ağustos 2007’de yürürlüğe konulan Göç Yasası’nın sertleştirilmiş halinde, aile birleşimi yoluyla Almanya’ya gelecek olanların yeterli derecede Almanca bilmesi şartı, birinci yılını dolduruyor.
Avukat Memet Kılıç, Göç Yasası kapsamında aile birleşimine Almanca zorunluluğu getirilmesine karşı Federal Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Federal Hükümet tarafından 28 Ağustos 2007’de yürürlüğe konulan Göç Yasası’nın sertleştirilmiş halinde, aile birleşimi yoluyla Almanya’ya gelecek olanların yeterli derecede Almanca bilmesi şartı, birinci yılını dolduruyor. Bir yıllık süre zarfında başta Türkiye olmak üzere bir çok ülkeden insanlar, aile birleşimi yoluyla Almanya’ya gelemedi. Konuyla ilgili olarak Federal Hükümet tarafından verilen resmi rakamlara göre, bu yılın ikinci çeyreğinde aile birleşimi yoluyla Almanya’ya gelenlerin oranı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32 azaldı. Başından beri aile birleşimine, yaşadıkları ülkelerde yeterli Almanca öğrenme şartı getirilmesine karşı çıkan ve bu konuda Federal Parlamento İçişleri Komisyonu önünde uzman kişi olarak görüşlerini açıklayan Federal Yabancı Meclisleri Başkanı Avukat Memet Kılıç, konuyu Federal Anayasa Mahkemesi’ne kadar götürdü.
Gazetemize bir açıklama yapan Kılıç, iki müvekkili adına daha önce aile birleşimine Almanca şartı konulmasına karşı yerel mahkemelere başvuruda bulunduklarını, bunlardan olumsuz sonuçlar aldıklarını belirterek, geçtiğimiz Pazartesi günü Federal Anayasa Mahkemesi’ne iki mağdur adına başvuruda bulunduklarını ifade etti. Kılıç yaptığı açıklamada, Göç Yasası mağduru çok sayıda insanın bulunduğu, ancak bunların haklarını aramada tedirginlik içerisinde olduğunu ifade ederek, “Biz bu yasanın Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia ediyoruz. Şimdi bunu mahkeme yoluyla göstermek istiyoruz. Eğer Federal Anayasa Mahkemesi olumlu bir karar vermese, davayı Avrupa Adalet Divanı’na götüreceğiz. Bu konuda ben de müvekkillerim de kararlı. Daha önce yerel idareler aleyhimize karar verdi. Ayrıca, Türkiye ile AB arasında imzalanan sözleşmeler gereğince, Türkiye kökenli göçmenlerin ayrı hakları da bulunuyor. Ancak Baden-Württemberg Eyalet İdari Mahkemesi ile Karlsruhe İdari Mahkemesi bu sözleşmelerin aile birleşimiyle alakalı olmadığını ileri sürerek başvurumuza olumsuz yanıt verdi” dedi.
İrlanda örneği önemli Avrupa Adalet Divanı’nın kısa bir süre önce İrlanda’da yaşayan Afrikalıların eşlerini yanlarına getirebilecekleri yönünde bir karar verdiğini hatırlatan Kılıç, “Bu karar oldukça önemli. Ancak Almanya’daki mahkemeler bunu da dikkate almıyor. Kararı kendilerine götürdük. Aleyhimize verilen kararlarda, adil yargılamanın olmadığı yönünde yaptığımız başvurularda da bu kararı örnek olarak gösterdik. Ama buna rağmen dikkate almadılar. Almanya Göç Yasası konusunda bir hukuksuzluğun içine düşmüştür kanımca. Hem kendi Anayasası’na hem de Avrupa Adalet Divanı’na aykırı davranıyor” dedi.
Vatandaşlar haklarını arasın Kılıç, memlekette Almanca testi nedeniyle aile birleşimini yapamayarak mağdur olan Türkiye kökenlilere çağrıda bulunarak, hiç çekinmeden Göç Yasası’ndaki haksızlığa karşı cesurca karşı çıkarak, itiraz haklarını kullanmalarını istedi.
İsveç de aile birleşimini zorlaştırıyor İsveç’te hükümetin aile birleşimini güçleştirme girişimleri tepkilere neden oluyor. Çocuk Esirgeme Kurumu, Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu, Unicef, Kızıl Haç ve kiliselerden sonra Malmö Belediye Başkanı Ilmar Reppalu, eski Başpiskopos KG Hammar, Hıristiyan Demokrat Parti Avrupa Parlamentosu Milletvekili Anders Wijkman ve Çocuk Ombudsmanı Lena Nyberg ortak bir açıklama yaparak aile birleşiminin güçleştirilmesinin insan haklarına aykırı olduğunu belirttiler. Reppalu, Hammar, Wijkman ve Nyberg yaptıkları ortak açıklamada, hükümetin yasallaştırmayı planladığı değişikliklerin Birleşmiş Milletlerin Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu dile getirdiler. BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin 9. Maddesi’nde çocukların ana ve babalarından ayrılamayacağı, 10. maddesinde de aile birleşiminin olumlu ve hızlı bir şekilde sonuçlandırılması gerektiği doğrultusunda hükümler olduğunu hatırlatan açıklamada, evli ve çocuklu kişilere iltica hakkı tanınmasının, aileye oturma izni verilmesi olarak anlaşılması gerektiği ifade ediliyor. Hükümete işsiz, hasta, yoksul ve okuma yazma bilmeyen insanların çocuklarıyla birleşmelerini engellemekle topluma hangi mesajı vermek istediği sorusu da yöneltiliyor. Göçmen Bakanı Tobias Billström, iltica talepleri kabul edilen göçmenlerin ailelerini İsveç’e getirebilmeleri için ailelerini geçindirme şartı getirileceğini açıklamıştı. Ancak iltica başvurusu kabul edildikten sonra İsveç’te dört yıl kalan göçmenler için bu şart aranmayacak. Hükümet öngörülen değişikliklerin ayrıntılarının belirlenmesi için hukukçu Erik Lempert’i görevlendirdi. Lempert en geç 1 Ekim tarihine kadar önerilerini hükümete iletecek. (Stockholm/EVRENSEL)
Aysun Hnm, Atatürkçü aktivitelere ...
bu girenler ne